




FİKİRLER NASIL KİRLETİLİR?
Çölde atıyla yolculuk eden bir Arap yerde yatan birisini görür, hemen su kabıyla beraber attan iner ve ona su vermek üzere yanına yaklaşır. Ne olduysa o anda olur. Yatan kişi bir anda yardımına gelen kişiyi iter ve ata binerek hızla kaçmaya başlar. Neye uğradığını şaşıran atlı arkasından bağırır.
— Dur, dur! Bir şey söyleyeceğim… Kapkaççı durur, mesafeyi de koruyarak;
— Söyle, ne söyleyeceksen.
Tamam, at senin olsun, ama sakın bu yaptıklarını hiçbir yerde anlatma. Eğer bu duyulursa bundan sonra hiç kimse birisine su vermek veya yardım etmek için durmaz.
Günümüzde de arabanıza aldığınız bir yolcunun gaspına ya da arabasına bindiğiniz kişinin tacizine uğrayabilirsiniz. Hatta canınıza bile kastedilebilir.
Burada artık fikir kirlenmiştir. Böyle bir hadise ile karşılaştıysanız ya da duyduysanız
–ki bu tür hadiseler çok çabuk yayılır ve kalıcıdır- risk almazsınız ve gerçekten ihtiyacı olan birine de asla yardımcı olmazsınız. Artık iyilik duyguları istismar edilmiş ve zihinler bu konuda kirlenmiştir… İnsanın fıtratında var olan yardım etme duygusu artık yara almıştır. Böyle güzel adetler de ortadan kalkmaya yüz tutmuştur. Zaten fısıltı gazetesi de bunu yayabildiği kadar yaymıştır.
Basının Rolü
Fikirleri kirletmede asıl görev fısıltı gazetesinden çok her zaman olduğu gibi basında. Basın bu konuda iyi bir misyonerdir. Zihinleri bulandırmak ve fikirleri kirletmek için üstüne düşeni cansiperane yapar.
Bu konudaki literatürün klasiği ise, keçisi çalınan imam için: “İmam keçi çaldı.” haberidir. Bu dine doğrudan çatmayarak onu temsil durumundaki din adamını hedef alan bir taktik idi. Halen de çok kullanılan bir yoldur. Türk filmleri ve Türk romanları da bu işe oldukça destek verdiler. Kirli, gözlerinden hainlik akan, üfürükçü, ağanın ya da zalimin işbirlikçisi ve dalkavuğu, başkasının malına ve namusuna göz diken bir din adamı tiplemesini zihinlere yerleştirmeye gayret ettiler ve bunda da başarılı oldular.
Okulun bodrumundaki uygun bir yerde namazlarını kılan kız öğrenci için bakın medyanın kıdemlisi (!) iki gazetenin haberi.
“Lisenin bodrumundaki toplu namazı ortaya çıkaran baba: ‘Kızımı artık başka okula göndereceğim.”1
“Mescidi okulda bilmeyen yokmuş.”2
Bir öğrenci, üzerine farz olan, dininin emri ve Yaratanı’na karşı görevini yerine getiriyor, yani gayet doğal olarak namazını kılıyor.
Acayiplik bunun neresinde? Ya da burada ne gibi bir haber değeri var?
Bakın basit gibi görünen, belki de birçok Müslüman’ın hiç dikkate bile almadığı bu haberin içinde ne kadar tuzak var ve bir taşla kaç kuş vuruluyor?
Bir kere bayanlar kendi aralarında cemaatle namaz kılmaz. Toplu namaz diye yazan kişilerin ya dinle diyanetle alakası yok ya da bu cümleyi kasıtlı koyuyor. Burada kesinlikle iyi niyet yok. Art niyet var.
Bir diğer art niyetli yaklaşım, namaz kılmayı yasak bir fiil gibi gösteriyor. Aklınca suç duyurusunda bulunarak yetkilileri göreve çağırıyor. Meşru bir şeyi gayri meşru imiş gibi gösteriyor. Sorumlular hakkında soruşturmalara açılacak, bir süre daha bu iş gündemde kalacak, yeni haberlere malzeme çıkacak.
“Mescidi okulda bilmeyen yok.” diyerek okul görevlilerini suçlu psikolojisi içine sokarak sindirmeye çalışıyor.
“Toplu namazı ortaya çıkaran…” derken sanki uyuşturucu veya sex partisi ortaya çıkarılmış ya da bir terör örgütü hücresi çökertilmiş. Namaz kılmayı bu süfli işlerle aynı kategoriye koyuyor.
Babanın ağzından “Kızımı başka okula göndereceğim” beyanatı verdirerek, bu işten Müslüman bir ebeveynin dahi rahatsız olduğunu, dolayısıyla bu türden hadiselere kamuoyunun da olumlu yaklaşmadığı imajını vererek sözüm ona kamuoyu adına da ahkâm kesmiş oluyor.
Bu haberden sonra ne mi oldu?
Okul yönetimi gazeteleri yalanlayan mahiyette açıklama yaptılar.
Öğrencinin babası kayıplara karıştı. Aklıselim sahibi köşe yazarları olumlu yazılarıyla haberin olumsuz etkisini azaltmaya çalıştılar.
Gazeteler bu haberle tekzip almadılar ve hukuki bir girişim de olmadı.
Yeterince ve ses getirici bir kamuoyu tepkisi de gözlenmedi.
Bu işin peşini bırakmayacak etkin kurum ve kuruluşların sayısı da fazla değil zaten.
Fikirlerimiz kirlendiği için gelişmeler duyarsız bir şekilde izledik.
Birçoğumuz da “Namazı niye okulda kılarlar ki, başka yerde kılsınlar, kaza yapsınlar…” gibi laflar ettik belki de…
Eğer bu cümleler dilimizden döküldüyse ya da zihnimizden geçtiyse işte o zaman haber maksadına ulaşmış demektir. Atılan taş hedefini bulmuştur.
Her gün benzeri bir haber ve hadise yaşanıyor. Biz burada örnekleme yaparak sadece bir haberin tahlilini yaptık. Aşağıdaki örneklerin tahlilini de siz yapın
“Öğlen namazında hutbe bütün çevreye hoparlörlerden veriliyor. Yetmiyor aynı iş akşam da yapılıyor.”3
Der Spiegel bir sayısında Kur’an-ı Kerim için “Dünyanın en güçlü kitabı.” diye yazmıştı. Bizim medya bunu haber yaptı. Bakın nasıl yaptı. “Dünyanın en güçlü kitabı Kur’an, Türk İncili.”4
Emperyalizmin Hedefi
“Bu plan, emperyalizm adına iki amacı gerçekleştirmektedir. Birincisi kendisine karşı oluşmuş olan ideolojik ve organize mücadelenin hızını düşürmek, ikincisi karşısındaki direnci dağıtmaktır.
Yöntemler şunlardır:
Kaydırma Yöntemi: Gündemdeki fikrin üzerine yoğunlaşmanın önlenmesi istendiği durumlarda uygulanır. Tartışma esnasında araya yeni fikirler ileri sürülerek konu başka mecraya çekilir ve dağıtılır.
Değiştirme Yöntemi : Belli bir fikrin etrafında yoğunlaşmasını önlemek istendiğinde, çıkarına daha az zarar verecek olan bir fikir ileri sürülerek temel prensiplerden taviz verilmesi sağlanmış olur.
Kaynağını Kurutma: Tartışmanın kızışıp önemli bir noktaya doğru seyrettiği durumda uygulanır. Bu durumda örneğin gazetesinde bu konuyu tartışan yazarın yazılarına müdahale edilir. Yazar tam da tartışmayı sonuçlamak üzereyken kendisini kapının önünde bulur. Siyasetçinin partisi kapatılır, siyasi yasaklı hale düşürülür. Sivil toplum kuruluşunun kapılarına kilit vurulur. Öğrenci ise okuldan atılır ve okuma hakları elinden alınır. Kaynak kurutmaya yönelik bu liste uzayıp gider.
Dikkat Dağıtma: Kamuoyunun dikkati emperyalistlerin yapmak istediği olaylara yoğunlaştığı bir durumda uygulanır. Emperyalistler, üzerlerindeki dikkati dağıtmak ve rahat çalışmak için gündeme herkesi meşgul edecek başka bir konu sokarlar. Örneğin halkın sevdiği bir aydın aniden silahlı saldırı sonucu öldürülüverir. Ya da magazin dünyasından bir aşk skandalı patlatılır. Hassasiyet duyulan milli konulardan birisi piyasaya sürülür.
Oyalama: Eğitim hayatı süresince insanlar yıllarca okurlar. Fakat bu okudukları konuların aslında pratik hayatta onlara hiçbir yararları olmayacaktır. Yani hayatları boyunca kullanmayacakları birçok bilgi yığınları on yıllarca sömürge ülkelerinin genç beyinlerine eğitim diye yerleştirilir.
Satın Alma: Emperyalistlerin en sık kullandıkları metotlardır. Onlar siyasetçi, bilim adamı, gazeteci ve sanayici birçok yandaşları satın alır veya bizzat kendileri yetiştirerek önemli mevkilere getirirler.
Kadınları Kullanma: Mücadelede yenemedikleri birçok kişiyi kadın tuzağına çekerler. Ardından bu görüntüler basın aracılığıyla kamuoyuna yansıtılır. Böylece hem sahneden etkili bir mücadele adamı silinmiş ve hem de onun şahsında savunduğu dava büyük bir yara almış olur.
Karalama: Kendilerine sorun çıkartan kişilerin aleyhine mesnetsiz haberler çıkartarak kamuoyunda onun itibarının ve gücünün kaybolmasını sağlarlar. Yapılan haberlerin asılsız olduğu mahkemece ispatlansa bile bu bilgi kamuoyuna yansıtılmayacağı için hedeflerine ulaşmış olurlar.
Suikast: Emperyalistler, kendilerine sorun çıkaran siyasetçi, gazeteci, aydın ve işadamlarını öldürmekten çekinmemişlerdir. Onları öldürerek hem muhaliflerine gözdağı verilmiş hem de kendilerine sorun çıkaran birilerini devre dışı bırakmış olmaktadırlar.
Aşağıdaki hadise bu işin arka planını ortaya koymuyor mu? “1923’te Ankara istasyonundaki binada, Teşkilat-ı Esasiye’ye ilişkin tartışmalarda, Kazım Karabekir’in, Tevfik Rüştü Bey’e Hıristiyanlığı mı savunduğunu hayretle sorduğu bir noktada, cevap o sırada söz alan ve Cumhuriyet seçkinlerinin otoriter düşüncelerini her zaman en iyi dile getirmiş olan Mahmut Esat Bey’den gelir. Mahmut Esat Bey, bu soruya karşılık verirken, bugüne de ışık tutacak olan şu sözleri söyler: ‘Evet Hıristiyanlığı… Çünkü İslamlık, terakkiye mânidir. Bu dinle yürünmez, mahvoluruz. Ve bize kimse de ehemmiyet vermez!”6
Görülüyor ki amaçlanan; İslam’ı yasaklanması, yaşamın dışına çıkarılması ve asıl ruh ve manasının değiştirilmesidir.
1.Milliyet-Gülay Fırat- 01 Mayıs 2007
2.Hürriyet-Esma ÇAKIR 1 Haziran 2007
3.Güneş -26 Eylül 2007
4.Hürriyet -23 Aralık 2007
5.Malik b. Nebi, Sömürge Ülkelerinde Fikir Savaşı, İnsan Yayınları
6.Ahmet Yıldız, Ne Mutlu Türküm Diyebilene, İletişim, 2001, s.273-4
Sitemiz en uygun 1024x768 ekran boyutunda görüntülenir.
Tacettin ÇETİNKAYA
~eğitimci~
cetinkayatacettin@yahoo.com