kap_02
kap_03
kap_04
kap_05
kap_06
kap_07
kap_08
kap_09
kap_10
kap_11
kap_16
kap_30
kap_32
yazar

TATİL , HER MÜSLÜMANA FARZ MIDIR YOKSA VACİP Mİ?

En başta, ‘Tatil kötü bir şey midir?’ sorusuyla başlamak isterim. Yıllardır belirli bir kesimin inadına uzak durduğu ve kerih gördüğü bir kavramken, başka bir kesimin ise alabildiğine sahiplendiği bir fenomen oldu tatil denen şey. Çok yakın zamana kadar, belirli dini ve geleneksel hassasiyete sahip insanların muhalif oldukları iktidar sahiplerine muhalefet ve onlara benzememek adına salt onların yaptıkları her şeye karşı çıkma dönemi yaşandı.

İktidara talip olup, sistemle tanışma dönemine girdikten sonra iki türlü ayrışma yaşandı bu kesim mensupları arasında. Zenginliğin tabana yayılmasıyla beraber sosyalleşen ve sistemle içli dışlı olanlar aslında yıllardır düşmanlık ettikleri şeylerin çok da kötü olmadığını, bilakis bu düşmanlıktan vazgeçmenin ‘modernlik’ olacağınışündüler. Diğer kısım ise, sisteme bir şekilde muhalefetini sürdürürken, aynı şekilde yıllardır cephe aldıkları kimi davranışları ehlileştirme yoluna gittiler ve karşı tarafın değerlerini bir nevi içselleştirdiler.

Örnek vermek gerekirse bir dönem kadın şarkıcı çıktığında radyoların sesi kısılırdı veya kadın şarkıcıların kasetleri bile alınmazdı. Onu bırakın, şarkı dinlemek bile kötüydü.

Şimdi durum nasıl hepimiz çok iyi biliyoruz. Küçüklüğümden hatırımda kalan bir anı var. Dini hassasiyeti olan insanların olduğu bir ortamda büyükler sohbet ediyor biz küçüklerse film izliyorduk. Daha sonra büyükler de izlemeye katıldı. Filmde bir ara Fatma Girik sahneye çıktı. Kıyafeti, şimdiki sahne sanatçılarına göre çok düzgün, sadece gerdanı görünüyordu. Bir anda herkesin ağzından aynı tepkiler duyuldu. Tabii biz de mecburen kalkıp televizyonu birkaç dakikalığına kapattık. Şimdi ise ailecek neler izleniyor neler… Bunun adı dönüşüm müdür, taviz vermek midir bilmiyorum.

Bahsettiklerim algı değişimini gösteren çok basit örnekler. Değişik misallerini çoğaltabiliriz. Mesela, düğünlerimiz çok mütevazı olurdu. Evlerimiz ve arabalarımız da öyle. Üstümüze başımıza mütevazı şeyler giyerdik. Lükse kaçmazdık. Karşı taraf dediğimiz kesim ise tam aksini yapardı. Bizden yapmaya kalkanları anmasız eleştirirdik. Lakin bugün böyle değiliz. Üstümüz başımız, evimiz arabamız, düğünlerimiz ve sosyal hayatımız tümüyle değişti. Hatta diyebiliriz ki, yıllardır eleştirdiğimiz hayat tarzının aynını kendimiz yaşıyoruz. O zaman neden düşmanlık ettik? Geçmişteki hassasiyetlerimiz mi yanlıştı, yoksa şimdikiler mi? Aile fertlerini alıp deniz kenarına gitmek, içkili otellerde konaklamak, yiyip içip eğlenmek mi kötüydü? Yahut buraları dini bütün insanların işletmesi ve yine dini bütün insanların buralara müşteri olması mı bazı şeyleri meşrulaştırdı.

Falancalar 50 milyarlık düğün yaptığında para israf ediliyordu da, Hacı Beyler yaptığında ‘Oğluma Feda olsun’ mu denmeliydi? 90’lı yılların başında Manager model arabalar yeni çıktığında, biraz parası olan Müslümanlar bunlara sahip olmuştu. Ne güzel. Diğer yandan, o kadar parayı bir arabaya vereceklerine, daha düşük modelini alıp, kalan parayı fakirlere infak etmeleri gerektiği konuşulur olmuştu. Bugün artık konuşulmuyor bunlar. Hoş, o zaman konuşulması da doğru değildi.

Tatil kavramı da ehlileştirmeye çalıştığımız kavramlardan biri. Aslında parayla bizden önce tanışanlar ‘tatili’ çok içselleştirip, ‘Helalize’ ettiler. Hoş parayı biran evvel bulsak, neleri helalize etmeyiz ki?

Aslında tatil denen şeyin kötü bir yanı var mıdır gerçekten? Tatile çıkmak, tatile gitmek, tatil yapmak, tatilde eğlenmek, tatilde kafa dinlemek gibi fiillerin bizatihi kötü olduklarını söyleyebilir miyiz? Tatil yapmak neden kötü olsun? Tatil yapana neden düşman olalım? Tatil ne demektir? Tatilden ne anlamalıyız? Tatil nasıl yapılmalıdır? Hayatımızda tatilin yeri neresi olmalı gibi soruları sormalı ve tartışmalıyız.

Çünkü yoğun ve stresli iş ortamından, yorucu ve çoğunlukla karanlık geçen iş yüklü kış döneminin ardından insanların zihinlerini boşaltmaları ve vücutlarını dinlendirmeleri için tatile ihtiyaç duymaları bilimsel bir gerçektir artık. Ben bilimin de ötesine geçerek, belli iddiaya sahip ve ideal yaşam planı olan insanlar için tatilin farz olduğunu düşünüyorum.

Nasıl ve neden sorularının açığa kavuşması bir zorunluluk oluyor artık. Buna yetkili Dini kurumların da gerekli açıklamayı getirmeleri şart. İnsanları tereddütler içinde, akıllarında soru işaretleriyle yaşamak zorunda bırakamayız. Yani aile reisi olarak baba, çıktığı tatil boyunca, acaba vaktimi boşa geçirerek günahmı işliyorum, harcadığım para israf mı oluyor, bu parayı hayır işlerine harcasam daha iyi olmaz mıydı gibi endişelerle kendini huzursuz hissetmemeli.

Batılı insanın yaşadığı gibi yaşamaya başlamamızın üstünden çok zaman geçmedi. Günlük hayattaki alışkanlıklarını birebir taklit etmeye başlamaktan utanç duymadık. Aksine modernleşiyoruz diye sevindik. Batıda şekillenen klişe yaşam tarzlarını motamot şekilde kendimize uygulamak ta bizi rahatsız etmedi.

Yılbaşı kutlamaları, doğum günleri, sevgililer günü, anneler günü, babalar günü bizim milli günlerimiz arasında girdi denilebilir. Batılı ne yaptıysa aynısını, hem de sorgulamadan yaparak çağdaş olacağımızışündük. Tatil kavramını da Batılı normlar içinde değerlendirerek, tüm turizm altyapımızı ona göre oluşturduk.

Turizmin ve tatilin ‘deniz-kum-güneş’ten ibaret olduğunu sanıyoruz hala. Yani Avrupalı insanın tüketim ihtiyacına uygun turizm politikaları, Avrupalı insanın algıladığı tarzda tatil alışkanlıkları geliştirmek bizden başkalarına da sirayet etmiş midir bilemiyorum. Mağluplar galipleri her zaman taklit ediyor yine de.

Kapitalizmin klişe şeklinde sunduğu: Tatil demek, Otele gidip, denize ve havuza girmek, doğa yürüyüşü yapmak, alışveriş yapmak, para harcamak, harcamak, harcamaktır. Sevgililer Günü demek, alışveriş merkezlerin koşup para harcamak, harcamak, harcamaktır. Anneler, babalar günü, yine harcamaktır. Para harcamadan mutlu olamaz, para harcamadan sevdiklerinizi memnun edemezsiniz. Modern insan para harcadıkça çağdaştır.

Böylesi kalıplaşmış yaşam tarzları tabii ki tasvip edilecek şeyler değil. Ama yılda bir özel olarak annemizi hatırlamak ve normalin dışında onun gönlünü almak fena olmaz. Klişelerin dışında tatil alışkanlığı geliştirmek, ailemize huzurdan başka şey getirmez. Sınırını iyi çizdiğimiz takdirde hem aile bireyleri, hem de toplumdaki fertler olarak daha mutlu olacağımız gerçek.

Tatil, bence, günümüz Müslüman’ına farzdır. Tebdili mekânda ferahlık vardır demişler; El hak doğru. Hafta sonu olsa bile, yaşadığımız çevreden uzaklaşmak, beynimizi ve kalbimiz fevkalade teskin eder. Yıllık tatile gidebilmek – keşke hepimize mümkün olsa – kadar güzel ne olabilir? Yurdun gizli güzelliklerini gezmek, bu ülkenin insanlarını tanımak, toprağına dokunmak, suyunu içmekten daha coşku verici ne vardır?

Evlatlarımıza ve öğrencilerimiz milli duyguları sadece Sosyal Bilgiler dersinde aşılayabileceğimizi mi düşünüyoruz yoksa? Erzurum’un soğuğunu, Ankara’nın ayazını, Çanakkale’nin rüzgârını yemeden vatansever insanlar mı yetiştireceğiz?

Giresun’un yeşilini, Karadeniz’in hıınlığını, Diyarbakır’ın sıcağını, Erzincan’ın dağlarını görmeden, onlarla konuşmadan, Toroslarda şarkı söylemeden ‘Vatan’ kavramını nasıl yerleştireceğiz genç beyinlere?

Amasya’nı köylerini gezdireceksiniz çocuklara; Malatya’nın, Erzincan’ın, Rize’nin ya da Aydın’ın. Gelen misafire evini açmayı, ikramda bulunmayı, misafiri ağırlamayı öğrenecek çocuk. Ondan sonra tanıyacak Anadolu insanının ne kadar engin gönüllü, ne kadar büyük olduğunu. Ondan sonra anlayacak, bu vatanın her karış toprağının değerini; Altında yatanı, üstünde yaşayanıyla.

Ege’de de, Akdeniz’de de gireceğiz denize. Her bir güzelliği biz de göreceğiz. Karış karış gezeceğiz bu vatanı. Çıplaklarla denize girmeden de tatil yapabiliriz. Rakı içmeden de balık yiyebiliriz. Kayağımızı da yaparız, raftingimizi de. Sınırlarını bildikten sonra bunun neresi kötü olsun ki? Tüketim çarkına yakalanmadıktan sonra, harcadığın her kuruş neden helal olmasın ki?

Kadınlarımız psikologlardan çıkmıyor artık. Anti-depresanlarla ayakta duruyorlar. Çocuklarla ebeveynler arasında sıradağlar var. Kimse mutlu değil. Parası olan da, olmayan da... İç turizmi canlandırmak, toplumu bir arada tutacak ve iç huzuru sağlayacak sağlam bir harç neden olmasın? Neden yepyeni bir tatil anlayışı sunamayalım insanımıza? Neden herkes tatil yapamıyor bu ülkede?

Bazı şeyleri helalleştire helalleştire nereye kadar gideceğiz? Otelin plajına branda çekerek çözüm bulduğumuzu mu zannediyoruz? Çıplak heykele elbise giydirmek gibi olmuyor mu bu? Mesela kendi öğrencilerim için yaz kampı yapacak bir yer arıyorum, bulamıyorum koca Türkiye’de. Her yer otel dolu. Fakat hiçbir yatırımcı, öğrencilere yönelik yaz kampı yapılacak şekilde bir tesis kurmayı neden düşünmez?

Hafta sonu piknik yapacak alan dahi bulamazken, benim dediğim şeylere bakın.

Geri
İleri

Sitemiz en uygun 1024x768 ekran boyutunda görüntülenir.

kap_12
kap_13
kap_29
tv5banner
milligazete
agd

Fatih SERTYÜZ
eğitimci,yazar

bilgi@millisuurdergisi.com