




20. y.y. Türkiye’sinde yetişen büyük mütefekkir, kültür ve eylem adamı Nurettin Topçunun vefatının üzerinden 33 yıl geçmiş bulunuyor. Yaşadığı dönem de mütevazı tavırlarıyla dikkati çeken Topçu, kalabalık kitlelerin hoşuna gidecek sözler söylemekten ve alkışlardan ısrarla uzak durmuştur. Resmi ideolojinin karşısına düşünce ve kültürle çıkmış, kendisine ait görüşleri kararlılıkla ifade etmekten geri durmamıştır. Bütün hayatı boyunca ruhçu ve mistik düşüncenin fikri ve felsefi temellerini araştırdı. Teknik ve makine medeniyetine karşı duyulan ihtirasın asrımızda insanlığı nasıl bunalımlara sürüklediğini ifade ederek her fırsatta ruha, ahlaka ve insanı kendisine, dolayısıyla yaratıcısına dönmeye çağırdı.
Nurettin Topçu hayatta iken dini cemaat ve önderlere yönettiği sert eleştiriler sebebiyle hak ettiği ilgiyi görememiş, adeta dışlanmıştır. Vefatından sonrada hala Türk üniversiteleri, entelektüelleri ve geçliği tarafından keşfedilmeyi bekleyen bir hazinedir. Bu yazımızda onun kısa biyografisinden sonra eğitimle ilgili düşüncelerine değinmeye çalışacağız.
1909 yılında İstanbul’da doğan Nurettin Topçu ilk, orta ve lise tahsillerini İstanbul’da tamamladı.1928 yılımda Avrupa’da eğitim imtihanını kazanarak Fransa’ya gitti. Felsefe eğitimi gördü. Bunun yanında ahlak, sanat felsefesi, sosyoloji, psikoloji ve arkeoloji alanlarına ilgi duydu, dersler aldı. Sosyoloji derneğine üye oldu, derneğin yayın organında yazılar yazdı.
Sorbon Üniversitesinde doktora yapan ilk Türk öğrenci oldu. Felsefe doktorasını birincilik derecesiyle tamamlaması üzerine bir isteğinin olup olmadığı kendisine soruluyor. Topçu “evet var” diyor. ”Bir Türk Bayrağı getiriniz ve İstiklal Marşımızı bu salonda söyletiniz.” İsteği üniversite yönetimi tarafından yerine getiriliyor.(1)
1935 yılında Türk iyeye dönerek Galatasaray lisesinde felsefe öğretmenliğine başladı. Babasının dostu olan Hüseyin Avni Ulaş’ın kızı Fethiye Hanım ile evlendi ama bu beraberlik ancak 6 ay kadar devam edebildi. Topçu başka bir evlilik yapmadı.
İzmir Atatürk lisesine sürgün edildi. Şubat 1939 da yayınlamaya başladığı Hareket dergisi, basın tarihinde Takrir-i Sükun uygulamaları sebebiyle muhalefet susturulduğundan Latin alfabesiyle Türkçe yayınlanan ilk muhalif dergidir.(2) Başlangıçta muhalif olmayan, sonradan muhalif olan Büyük Doğu 1943 Eylülünde yayımlanmaya başlamıştır. Hareket Topçunun vefatına kadar inkıtalarla (7 dönem olarak) yayınlandı ve bir okul işlevi gördü.
Topçu, Hareket dergisindeki bir yazısından dolayı Denizliye sürgün edilir. Denizlide öğretmen olarak çalışırken orada mahkûm olan Said Nursi’yi ziyaret eder, tanışır, duruşmalarını takip eder. Yaz tatili vesilesiyle İstanbul’a geldiğinde öğrencilik yıllarından arkadaşı Sırrı Tüzer Onu Nakşi Şeyhi Hasib Efendiye götürür. Bu ziyaret Topçu için yeni bir dünyanın kapılarının açılması anlamına gelmektedir. İstanbul’a Haydarpaşa lisesine tayin edilir. Hasib efendi ile başlayan ilişki Abdülaziz Bekine Efendi ile süreklilik kazanarak devam eder.
Haydarpaşa lisesinden Vefa lisesine tayin olur. Bir müddet Robert Kolejde öğretmenlik yapar. İstanbul İmam Hatip Lisesinde derslere girer.
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesine takdim ettiği “Sezgiciliğin Değeri“ adlı tezi ile doçent oldu.
Fakat üniversitede ders vermesine izin verilmedi; eylemsiz doçent olarak cezalandırıldı.
Öğretmenlik ve dergi –kitap neşriyatının yanında cemiyetçilik yönü de önemli olan Nurettin Topçu bu çalışmalarını Türk Kültür Ocağı, Türk Milliyetçiler Derneği, Milliyetçiler Derneği, Türk Milliyetçiler Cemiyeti ve Anadolu Fikir Derneğinde sürdürdü.
Öğretmenlik görevini İstanbul Erkek Lisesi’nde sürdüren Topçu, 40 yıl hizmetin ardından 1974’te emekli olarak tamamlar.1975 Nisanında hastalanır, 10 Temmuz 1975 te vefat eder.
Nurettin Topçu 40 yıllık öğretmenlik hayatında, Hareket Dergisi yayın çalışmalarında ve görev yaptığı derneklerde yetiştirdiği binlerce öğrencisinin yanında pek çok değerli eserlerde bırakmıştır. Bunların başında 110 sayı kadar hayatında yayınlayabildiği Hareket Dergisi, doktora tezi olan “İsyan Ahlakı” ve doçentlik tezi olan “Sezgiciliğin Değeri” (Bergson) ile ders kitabı olarak hazırladığı. Felsefe, Mantık, Sosyoloji, Psikoloji, Ahlak kitapları önemli yer tutmaktadır. Bunlara ilave olarak: Türkiye’nin Maarif Davası, Ahlak Nizamı, Kültür ve Medeniyet, Devlet ve Demokrasi, İslam ve İnsan, İradenin Davası, Var Olmak, Yarın ki Türkiye... gibi çok önemli eserler bırakmıştır. Topçu kitaplarının yanında, Hareket dışında değişik dergilerde yayınlanan çok sayıda makaleler ve “Yeni İstanbul”, “Akşam”, “Yeni İstiklal” gibi gazetelerde günlük yazılar da yazmıştır.
Eğitim Anlayışı
Ömrünü eğitime adamış olan Nurettin Topçu, başarılı bir öğretmen olmanın yanında eğitimle ilgili fikirlerini topladığı “Türkiye’nin Maarif Davası” adlı çok önemli bir kitap da yazmıştır. Ona göre millet, maarif demektir. “Millet ruhunu yapan maariftir. Maarifin düşmesi millet ruhunu yerlere serer. Maarife değer vermeyiş, millet ruhunun yıkılışını hazırlar. Maarif hangi yönde yürürse millet ruhu da onun arkasından gider. Şu halde millet maarif demektir.”(3)
Eğitimin unsurları Ona göre dört başlıkta toplanabilir.” Ders, Talebe, Muallim ve dar manada öğretim yeri olan mektep… Bu dört duvarın hepsinin sağlam oluşu ile mektep ve maarif ayakta durur.(4)
Öğretmen kutsal bir görevi yüklenmiş çile insanıdır. O nitelikli bir kişiliğe sahip olmak zorundadırlar. Bunlar peygamberlerin takipçileridir. İslam’da peygamber ilk muallimdi. Öğreten O, inandıran O,yürüten O idi. Devlet ve mektep işini birleştirmiş, devleti mektep haline getirmiştir. Sonraki devirlerde bu ikisi ayrılmakla beraber birbirlerine teması muhafaza ettiler. Devlet adamları muallimin emrinde bulunduğu müddetçe cemaat ikbal halini yaşadı. Muallim devlet adamının bendesi olduğu zaman, cemaat bozuldu, felaketler baş gösterdi.(5)
En fazla hür olması gereken grup öğretmenlerdir. Hürriyet için en fazla çile çekmesi gerekenler de bunlardır. Çünkü muallim mahkûm edilirse, onun şahsında milletin fikri ve irfanı mahkûm edilmiş olacaklardır.(6)
Öğretmenler idealin ustasıdır, geleceği inşa ederler.”Hayat var olanı olduğu gibi öğretme kabiliyetidir. Muallim var olması lazım geleni öğretir. Realitenin üstadı bizzat kendisidir, idealin üstadı ise muallimdir.(7)
Öğrencilerin okumak istedikleri hocaları seçebilmesini öneren Topçu, böylece öğretmenlerin de bir otokontrol sistemine kavuşacakları belirtmektedir.”Talebeyi muayyen mekteplere devam ve mutlaka muayyen hocaların takip için zorlamak ilmin hür otoritesi ile bağdaşmaz. Talebe muallim ve mektebi serbestçe kendisi seçebilmelidir. O istifade edeceği hocaları ve mektebi arar bulur. Hem böylece eseri kontrolsüz olan muallimin bazen dağarcığındaki bir avuç bilgiyi otuz-kırk sene tekrarlama hali de önlenir.(8)
Son yüzyılda hayatın her alanında olduğu gibi eğitim alanında da taklitçilik en önemli problemimiz olarak karşımızda durmaktadır.”Yüzyıldan fazla zamandır sıra ile Fransız, Alman, İngiliz kültür ve maarifine teslim olduktan sonra, bugün Avrupa için bile korkunç yıkım kaynağı olan Amerikan maarifine sığınma cinayetini işlemeden çekinmediler. Bütün insanlık için bir musibet olan bu sonuncusu, fikir ve irfan yoluyla değil, siyasetle ve onun dikenli eli olan ticaretle vatanımıza girmiş bulunuyor. Bu teknik ve ticaret maarifinin şimdiden çürütmediği milli hayat sahası kalmamış gibidir.(9) “Yarım asır içinde sırasıyla Fransız, Alman, İngiliz, Amerikan hayranlığından usanmadı, şimdi de hippi hayranlığına yaraşmak istiyor… Bakınız bir milletin kaç türlü maarifi var ?”(10)
Türkiye’de eğitimde yaşanılan taklitçiliğin olumsuzluklarının yanında birde yabancı dil eğitimi ve yabancı okullar faciası mevcuttur. Nurettin topçu yabancı okullarına ve yabancı dille eğitime “Maarifteki kapitülasyon”(11) tabirini kullanmakta ve bunun Galatasaray Lisesi (Mektebi Sultani) ile başladığını belirtmektedir.(12) “Bir milletin bağrında yabancı mektep, mektebi yıkıcıdır. Millet kültürüne sokulmuş hançerdir. Yabancı kültür dilenmekle, zannedilen garplılaşmada mümkün değildir. Deve hamuru yemekle deve olunmaz, deve olarak doğmak lazımdır. Yabancı kültür sadece, milli kültür ağacının köklerini kurutur, onu soysuzlaştırır. Çocuklarına yabancı dil öğretmek için, yabancı mektebe koşanlar, pire uğruna yorganı yakıyorlar. Bu adamlar bir avuç su içmek için suda boğulanlardır. Mektep ancak milli mekteptir.”(13)
Dil meselesi Topçuya göre en az ahlak, aile, sanat, iktisat… kadar önemlidir. (14) Harf değişikliği de milletin tarihi ve kültürüyle bağlarını koparmış, bir gerilemeye sebep olmuştur. “Harf inkılâbı yüzlerce yıllık milli kültürle bağları kopardıktan sonra, dilin değişmesi üniversite gençliğini ortaokul çocukları hizasına indirdi. Bu gün edebiyatımızı hakkıyla bilen birini bulmak veya böyle birini yetişmesini beklemek hayal olur.”(15)
Nurettin Topçuya göre, fena bilgisi zararlıdır: “İnsan bir dereceye kadar öğrendiklerinin de esiridir. İyiyi bilen iyi olmak ister, fenayı bilen fena olmaya, farkında olsun olmasın, heveslenir. Zira her bilgide bir cazibe vardır. Bilmek harekete hazırlanmaktır. Fenalığın bilgisinden sonra, fenalıktan kaçınmak için ayrıca bir mukavemet kuvvetine ihtiyaç vardır. Bu ise insanı yıpratıcıdır.(16)
Nurettin Topçu, eğitimde sıkı devlet kontrolüne karşıdır. Hatta bu işi öğretmenleri alçaltıcı bir unsur olarak(17) kabul etmektedir:”Maarif işlerinde devletin kendi görevlerini sınırlandırması, fertlerin kabiliyet dehalarına hür çalışma sahası bırakması daha doğru olabilir. Zira maarifte devletçilik, okulların, kitapların, öğretim metotlarının ve öğretilen şeylerin birleştirilmesi ve bir sistem içinde toplanması neticesine varınca, gençlerin ruhi yapısı, kültürü adeta büyük sanayi metotlarıyla seri haliyle makineden çıkan eşya gibi meydana getiriliyor: Hepsi aynı şekilde düşünüyor, aynı fikirleri benimsiyor; içlerinde ferdiyet ve dehanın inkişafı adeta imkânsızlaşıyor. Hepsi devlet tarafından hazırlanmış şeyleri daima muayyen metotlarla öğrenmeye alıştıklarından aramak iradesi, yaratıcılık kuvveti kayboluyor. Şahsiyet ve kabiliyetlerin için maarifte serbestlik, serbest kurumlar, serbest metotlar ve serbest bir ilim hayatı yaşayabilmelidir.”(18)
Eğitimin müfredatı bakanlık bürokrasisi tarafından değil ”Milli üniversiteler tarafından düzenlenip gerçekleştirilmesi daha uygun olacaktır.”(19)
Üniversitelere imtihanla öğrenci alınması ve öğrencilerden kayıt parası talep edilmesine şiddetle karşı çıkan Nurettin Topçu (20) günümüzdeki imtihana giren öğrencilerden 1/10’unun düzgün okula yerleşebildiği, yalnızca kayıt parası değil okumak için de ücret ödemek zorunda bulunulduğunu görseydi acaba ne derdi?
İlimde tenkide büyük değer veren Topçu, tenkidi fikirleri tamamlayıcı olarak kabul etmektedir. Ona göre:” Tenkit herkes için hak, âlimler için ise bir vazifedir.”(21)
Din Eğitimi
Nurettin Topçu dini yaşayış, din adamları ve din eğitimi ile ilgili düşüncelerini sıkça ifade etmiş, yer yer çok sert eleştiriler yöneltmekten de geri durmamıştır. Din eğitiminde temel yaklaşım ona göre:” Genç ruhlara din adamlarının cennet cehennem tellallığı yapan tehditlerinden çok uzakta, kitapta yeri gösterilmeden, din kelimesi hiç kullanılmadan, dini ruh her adımda sunulmalıdır.”(22) “Dini tatbikata ait kaidelerin öğretilmesi, çocuğa dini ruh ve hürmet aşılayamaz… Okullarda din kültürünü, bütün kültür dersleri içinde, felsefe, tarih ve edebiyat derslerinin içinde vermek”(23)
Din eğitimi yaptıran ve din adamı olarak görev yapanların islamı iyi öğrenmiş ve yaşantılarında uygulayan kimseler olması ayrı bir önem arz etmektedir. “Bizim kendimize gelebilmemiz için, herkesten evvela din adamlarına ruhi hayat lazım geldiğini gösteriyor. Din adamları bu gün ruhi hayat sahibi değillerdir. Eğer olsalardı dinin olduğu gibi, dinle birlikte sistem teşkil eden kültür hayatımızın, sanatın, felsefemizin sahibi olurlardı. İslam’ın ruhunu, ruhtaki cihadın ne olduğunu bilen ve kültürün bütün içinde onun anlayışına ulaşabilecek olan gerçek din adamları bize anlatacaktır.”(24)
Felsefeyi din öğretimi yapanlar için zorunlu olarak görmektedir:”Din öğretimi yapılan okullarda en fazla sayıda ve esas ders olarak felsefe dersi okutulmalı ve onlar birer münakaşa mabedi olmalıdırlar. Bugünkü haliyle bu okullar ne İslam’ı, ne de din davasını tanıtmaya kabiliyetli değildirler.”(25)
Din öğretiminden maksat sadece bilgilerin aktarılması değildir. Din öğretimi ruhun bilgisinden Rabbin bilgisine yükseltici bir metafiziğin eğitimidir. Dinin insanlar için bilgi kaynağı değil, ruhi kuvvet kaynağı olduğu unutulmamalıdır. Bu bakımdan dini ilimlerde ferdin kendi ruhunda yapacağı dini denemelere yardımcı olmalıdır.”(26)
Nurettin Topçu sadece din eğitimini okullarda değil, bütün okullarda cinsiyet ayrımının da dikkate alarak eğitim yapılmasını, karma eğitime tercih etmektedir. “Liselerde kız ve erkek eğitiminin ayrılarak, ahlak ve terbiye eğitiminin bu farklılığı dikkate alınarak verilmesi gerekir demektedir.”(27)
Kur’an-ı kerim bütün okulların baş kitabı yapılmalıdır.”Bu kitabı asrın anlayışıyla bütün hürriyet, bütün hikmet ve bütün hakikatlerimize temel yapmalıyız.(28)
Okul ile cami aynı anlayışa kavuşmalı, aralarındaki irtibatsızlık giderilmelidir. Bu konuda Nurettin Topçu’nun tespiti ve önerisi şudur:”Mektepteki öğretmen dinden habersiz; camideki hoca eğitimden yoksun. Fakat bu işin tevhid edilmesi zorunluluktur… Peygamber ve ashap devrinde hoca ve din adamları sınıfı yoktu. Bunun için maaşlı memur ve devlette idarecileri bulunan, diğerlerinden ayrı din adamları sınıfı kaldırılmalıdır. Dini hayatın yaşamasında parayla maaşın hiçbir yeri ve sözü olmamalıdır. Camilerde ibadet, ayin şeklinde ve gerçek ibadeti öldürücü terennümcülükten kurtarılmalıdır. İmamlar maaşlarını mutlaka bağlı bulundukları başka bir memuriyetten almalıdırlar. Onlara en yakışan meslek öğretmenliktir. Köyün öğretmeni köyün imamıdır.(29)
Son devrin Türk fikir hayatına iman ve ruh cephesindeki mücadeleleri, isyan ve ızdırapları ile mana kazandıran Nurettin Topçu düşünceleriyle keşfedilmeyi bekleyen bir hazinedir. Kendisini rahmet ve minnetle yâd ediyoruz.
*Eğitimci, ÖĞ-DER Kurucu Üyesi, Sendikacı, Saadet
Partisi GİK üyesi, 21. Dönem Kocaeli Milletvekili
1. Prof. Dr. Ercüment Konukman, Tercüman Gaz.
10.07.1985, s.2
2. Türkiye’de dergiler ve ansiklopediler, s.52 (Gelişim
Yay. 1984)
3. Topçu Nurettin, Türkiye’nin Maarif Davası, s. 24
(Hareket yay. 1970, İst. 2. Baskı)
4. Age, s.94
5. Age, s.53–54
6. Age, s.61–62
7. M.Sarıkaş, Nurettin Topçu’da Sosyo Pedagojik
yapı, s.123 (Mesaj yay. 1986 Ank.)
8. Nurettin Topçu, Türkiye Maarif Davası, s.96
9. Age, s.25
10. Nurettin Topçu, Yarınki Türkiye, s.231 (Yağmur
yay. 1972 İst.)
11. Nurettin Topçu, Türkiye Maarif Davası, s.28
12. Age, s.75
13. Age, s.25
14. Nurettin Topçu, Hareket Dergisi, Sayı:81, s.22
15. Nurettin Topçu, Türkiye Maarif Davası, s.26
16. Age s.43
17. Age, s.79
18. Nurettin Topçu Sosyoloji Lise 3, (Ders kitabı) s.71
(İnk. ve Aka, 1978 İst. 7. Baskı)
19. Prof. Dr. Orhan Okay, Türkiye Kültür ve Sanat
Yıllığı, s.210 (T Y B Neş. 1986 Ank.
20. N, Topçu, Türkiyenin Maarif Davası, s.115
21. N. Topçu, İslam ve İnsan, s.24 (Hareket yay. 1969
İst.)
22. N. Topçu, Kültür ve Medeniyet, s.94 (Hareket yay.
1970 İst.
23. N. Topçu, Türkiyenin Maarif Davası, s.128
24. N. Topçu, Kültür ve Medeniyet, s.30
25. N. Topçu, İslam ve İnsan, s.26
26. Prof. Dr. Orhan Okay, Türkiye Kültür ve Sanat
Yıllığı, s.211
27. Age
28. N. Topçu, Türkiyenin Maarif Davası, s.45
29. Age, s.125
Sitemiz en uygun 1024x768 ekran boyutunda görüntülenir.
Mehmet BATUK
Eğitimci,Saadet Partisi GİK Üyesi
Nurettin Topçu’nun Eğitim Anlayışı