kap_02
kap_03
kap_04
kap_05
kap_06
kap_07
kap_08
kap_09
kap_10
kap_11
kap_16
kap_30
kap_32
yazar

Ka’b B. Zeyd Et Temîmî (Ra)

 

Saygıdeğer okuyucularım, değerli meslekdaşlarım!

İşte size, Kur’an âşığı, ömrünü Kur’ân’a adamış, İslam Peygamberinin dizinin dibinden ayrılmayan, Kur’ân’ı öğretmek için Rasulûllah tarafından gönderildiğinde canı pahasına dahi olsa çekinmeden giden, şuurlu, iz’anlı Kur’ân öğretmeni bir Sahabi.

Hz. Ka’ab b. Zeyd Et Temîmî (ra) Siyer kitaplarında, doğum tarihi tespit edilemeyen bu guzide sahabi, Medine’nin meşhur kabilelerinden biri olan Neccaroğullarındandır. Hicretten sonra Müslüman olan Ka’b b. Zeyd,

Akabe’de Müslüman olanları hariç tutarsak, Medineli ilk Müslümanlardandır. Aynı zamanda ensarın ileri gelenlerinden biri olarak da bilinen bu sahabi, İlahî vahye olan sarsılmaz inancı sayesinde kendini Kur’an’a adamış,

Kur’an’la bütünleşmiş ve kendisini Allah’a hakiki kul, Resulüne canı gönülden bağlı bir ümmet olmayı hedeflemiş, Allah’a yakarmayı ve O’na yönelmeyi kul olanın en önemli bir görevi bilmiştir.

Hicretten sonra Müslüman olmasına rağmen, Kur’an-ı Kerim’i öğrenme ve öğretmede ve dini bilgileri kavrayıp derleme hususunda Rasulûllah’ın ashabı arasında tebarüz etmiştir. Bunun yanı sıra Hz. Ka’b b. Zeyd, Bedir ve Uhud savaşlarına katılarak Ashab-ı Bedir ve Ashab-ı Uhud’dan olma şerefine de nail olmuştur.

Hicretin 3. yılında Necid’de ikamet eden Amiroğulları kabilesine Kur’an-ı Kerim’i öğretmek, dînî emir ve yasakları tebliğ ederek onları İslam’a davet etmek üzere Resulallah (s.a.v.) tarafından gönderilen kırk kişilik öğretmen heyeti gönderildi. Bu heyetin içinde Hz. Ka’b b. Zeyd de bulunuyordu. Ne var ki, bu seçkin Sahabe “Bi’r-i Maune’’ denilen mevkiye ulaştıklarında bir takım kendini bilmez, inkârcı, hidayetten yüz çevirmiş, insanlıktan nasibini almamış, cahil, bâğî ve düzenbaz, müşrikler tarafından pusuya düşürüldüler. Dört bir tarafından kuşatılarak, haince bir saldırı sonucu çetin bir müdâfâ savaşına mecbur bırakıldılar. Bu çatışmada, Ka’b b. Zeyd (ra) hariç, hepsi şehit oldu. Bu şehitler ilk şehit öğretmenlerdir. O zalimler savaş yerinden uzaklaştıktan nice sonra Hz. Kab b. Zeyd kendine gelerek cesetlerin altından bitkin hatta yarı ölü bir halde kalkıp yavaş, yavaş Medine’ye geldi.

Adeta şuur timsali olan bu mücahit Sahabî, Hendek savaşına kadar yaşamıştır. Hendek savaşında Hz. Ka’b, bütün ailesiyle birlikte hendek kazmada görev almıştır. Kur’ân ve Rasulûllah aşıkı bu Sahabi, aç kalmış, susuz kalmış ama Rasulûllah’ ın yanından ayrılmamış, Kur’ ân okumasını ve okutmasını ölünceye kadar aslâ terk etmemiş, en sonunda da bu uğurda şehit olup Rabbinin huzuruna kavuşmuştur. Ama ne yazık ki! Öte yandan Kab gibi sahabeler tarafından akla, mantığa, düşünmeye, imana davet edilen bu kişiler, kolay, kolay eski anlayışlarından vazgeçmiyorlar, inanmadıkları gibi inananların da peşini bırakmıyorlar ve onlara rahatlık vermiyorlar, inatlarını sürdürüp, boş direnişten bir türlü vazgeçmiyorlardı. Mucizeleri, güzel ahlakı ve erdemliliği, helal ve hoşa giden her şeyi kabul etmiyor ve ret ediyorlardı. Yüce Peygamber ve O’nun sevgili ashabı ise, kötülüklerden, zulüm, fuhuş, azgınlık, düşmanlık, böbürlenme ve zorbalıktan sakındırmak için gece gündüz demeden gayret sarf ediyorlardı. Ama kötü niyetli, kavrayışı yetersiz, ahlakı fesada uğramış hak, adalet ve insaf yolundan sapmış bu kimselere, ne kadar mucize gösterilse ve ne kadar çaba sarf edilse de bir türlü gerçek kabul ettirilemiyordu.

Bu zorluklara katlanarak Kur’ân öğretiminde ve İslam ı tebliğde bulunan Hz. Ka’b, İslam’ın asıl davetçisi olan Hz. Muhammed (s.a.v.) Medine’ye ulaştıktan sonra Müslüman olmuştur. Dolayısıyla bir şeyin tebliğinde ayağa gidilmenin ne kadar önemli olduğunu bilmekte idi ki!

Hz. Muhammed (s.a.v.) onu, Hicretin 3.yılında, Kur’an öğretmesi ve yeni dinin kurallarını, Necid’de ikamet eden Amiroğulları kabilesine tebliğ etmesi için gönderdiğinde, hiç tereddüt etmeden gitmişti. Bu nedenle bizler de bazılarının ayağına giderek onlara hakikat ı ve bildiklerimizi öğretmeliyiz ki! Bizim Şuurlu Öğretmenler olarak farkımız ortaya çıksın.

Eğer bizler de böylece; Kab b. Zeyd ve diğerleri gibi, vazifemizin şuurunda olarak, bu gibi sahabilerin yolunu izleyerek görevimizi yaparsak, emin olun ki bunun semeresini çok yakınlarda göreceğiz. Çünkü bizim gayemiz; Allah’ın rızasını gözetmekten, Rasulü’nün şefaatini kazanmaktan başka bir şey değildir. Bunun dışında başka bir amacımız yoktur. Olamaz da! Onun için bizler endişe etmeden yolumuza devam edeceğiz. Bizim genel hedef ve gayelerimiz; tüm insanlığın bataklığa düşmüş olanlarını oradan çıkarmak, oraya düşmek üzere olanlarını da oradan uzaklaştırmaktır. Zira anne ve babaların bir çoğu, dinî bilgilerden, Muhammedî ahlaktan yoksunlar. Bu nedenle görev bizlere düşmektedir. Gayret ve girişim bizlerden tevfik ise Allah’tandır.

Değerli okuyucularım! Bu güzide Sahabinin doğum tarihine araştırdığım bazı siyer kitaplarında rastlayamadığımı üzülerek ifade ederken, ölüm tarihi hakkında; bazı kaynaklarda H.5 yılında; bazı kaynaklarda ise Hendek savaşında şehit olduğuna dair bir kayda rastladığımı ifade ederim. En doğruyu bilen şübhesiz ki Allah’tır.1

1 Üsüdü’ l-Gâbe, c,1/935; Tarih-i Dimaşk, c,26/ 108; el-İstiab fi Marifeti’ l- Ashab, c, 1/ 412.

 

Geri
İleri

Sitemiz en uygun 1024x768 ekran boyutunda görüntülenir.

kap_12
kap_13
kap_29
tv5banner
milligazete
agd

Dr. Nuh SAVAŞ
~öğretim görevlisi~
bilgi@millisuurdergisi.com